Yusuf ALİOĞLU Ne Zaman Reşit Olacağız?
Yazı Detayı
19 Ekim 2020 - Pazartesi 14:23 Bu yazı 5864 kez okundu
 
Ne Zaman Reşit Olacağız?
Yusuf ALİOĞLU
 
 

Cevdet Said.

 

Hayatı gibi kalbi de sakin ve münbit alim.

 

Şubat 1931’de Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Bi’ru Acem köyünde doğdu.

 

Ezher Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi’nden mezun oldu.

 

Öğretmenlik mesleğini ancak iki yıl yapabildi. Kaleminin tavizsiz duruşu meslekten men cezası ile sonuçlandı.

 

Köyüne döndü ve geçimlik bir ekonomi ile hayatını sürdürmeye başladı.

 

Çoğunluğu Hafız Esed döneminde olmak üzere 10 kez tutuklandı, toplam 7 yıl hapis yattı.

 

Suriye’de yaşanan savaş nedeniyle Aralık 2012’de Türkiye’ye iltica etti ve İstanbul’da yaşamaya başladı.

 

İlerleyen yaşına ve sağlık sorunlarına rağmen ‘Diriliş Postası’na haftalık yazılar verdi.

 

Cevdet Said zihin dünyasının üzerine yükseldiği düşünce kolonları arasında ‘düşüncenin yenilenmesi/tecdid ve öze dönüş, şiddetin reddi, âfâkî ve enfüsî âyetlere yoğunlaşma, diyalog, anlaşma, uzmanlaşma, derinlemesine bilgi ve bilme, birlikte yaşama, öteki, düşünce özgürlüğü’ gibi konular öne çıkar.

 

21 Nisan 2019 tarihli ‘Fikir ve Şiddet Denklemi’ başlıklı yazısında Cevdet Said kendini şöyle özetler: ‘Yapmaya çalıştığım şey; yeni bir tasavvur inşasını tekrar gerçekleştirmek ve tek bir kavramı (tevhid mefhumunu) olabildiğince açıklığa kavuşturmak, böylece bütün iş ve durumlarımızın ıslah olmasını sağlamaktır.’

 

Cevdet Said bu kapsamda kaleme aldığı ‘Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları’ adlı kült eseriyle Türkiye düşünce çevrelerinin dikkatini çeker.

 

Eserinde, ‘Bir topluluk kendi nefsinde olanı değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez’ ayetinin çağımızdaki izdüşümünü yeniden yorumlayan Cevdet Said, ‘insan ve toplum, "gelişme" denen tarihsel maceranın nesnesi değil, aksine kendi tarihini kendisi yapabilecek gücün ve imkanın öznesidir’ tespiti ile iradeyi sıfırlayan klasik teslimiyetçi düşüncenin tozunu alır.  

 

Daha sonra ‘Ademin Oğlu Habil Gibi Ol’, ‘Güç, İrade ve Eylem’, ‘Düşüncede Yenilenme’, ‘Şiddet Erdemi Öldürür’ gibi çağa tanıklığını içeren onlarca eser ile çıkar okurlarının karşısına.

 

Gösterişten uzak, yalın ve mütevazi bir duruştur Cevdet Said ismi.

 

Kur’an’ın gölgesinde okudukça özgürleştiğini ifade eden Cevdet Said, “Bilgilerimin noksanlığını ve delillerimin zayıflığını yeniden itiraf ediyor ve bundan dolayı özür beyanımı yineliyorum” diyen bir müttakidir.

 

Dünya ve siyasal dengelerin şiddet ortak paydasından beslenmesine karşı mü’min bir vicdan olarak tehlikenin itikadi ve ameli boyutlarına dikkat çeker.

 

Çağın ruhuna sinen şiddet fitnesine karşı kısık gözlerini diktiği sonsuzluk denizinden uyarıcı ve hatırlatıcı çağrılar yapar Müslüman dünyasına.

 

Birçok makalesinde şiddetin siyasi gerekçelerini ve şiddet sarmalının derinlikleri ile ulaştığı kontrol dışı boyutları inceler. Zamanın egemen dilinin şiddet olmasından rahatsız olan bir Müslüman olarak, ‘savaş, silah sanayi, silah tacirleri, silahlı mücadele, terör eylemleri’ gibi kavramlar üzerinden modern siyasaların cahiliye dönemi davranışlarına açılan dehlizlerini irdeler.

 

Şiddet ile siyaset, ekonomi ve kültür dünyası arasındaki ilişkinin birbirini besleyen ve üreten ‘Kabil ahlakı’ olduğunu söyler ve bunun karşısına ‘bilgi, adalet, ahlak, erdem ve af kültürü ile çıkmayı’ önerir.

 

Cevdet Said şiddet karşıtlığında odaklanan tezlerini Adem’in iki oğlu kıssası ile temellendirir.

 

Adem’in iki oğlundan biri olan Habil’in zalim karşısındaki duruşu elbette vahyin önerdiği ahlak ve bilgelik yüklü bir duruştur.

 

Dahası, sorunlar karşısında ‘öldürme’ yöntemini öne çıkaran Kabil örnekliği yerine şiddeti bir sorun çözme yöntemi olarak görmeyen ve bu davranışı ile şiddetin doğasını tanımamızı sağlayan Habil’i yeniden okumak ve anlamak üzerine etütler geliştirir.

 

Ancak şiddet ile ilgili zihin yapısı ve çözüm önerileri haklı olarak bazı Müslüman çevrelerden eleştiriler alır. Gerçekten de İslam, özünde barışı taşıyan bir inanç olsa da klasik ve modern dünyadaki karşılaşmalarda, muhatabın kendisini tanımlamasının bir sonucu olarak şiddete maruz kalmış ve dolayısıyla grup ve devlet düzlemindeki örgütlenmelerde kendini koruma amaçlı bir güce daima ihtiyaç duymuştur.

 

Daha yakından baktığımızda Cevdet Said’in eksen aldığı ayeti Mevdûdî şöyle yorumlar: “Beni öldürmek için kötü niyetler besleyebilirsin; fakat ben, senin beni öldürme hazırlıklarını öğrendikten sonra bile senden önce davranmak için bir şey yapacak değilim” (Tefhimu-l Kur’an)

 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘Kur’an Yolu Tefsiri’nde ise konuyla ilgili şu notlara yer verilir: ‘Bu ifade aynı zamanda Hâbil’in kendisini savunup saldırgan kardeşini öldürebilecek güçte olduğunu, fakat cana kıymak haram ve Allah katında en büyük günah olduğu için bunu yapmadığını gösterir.’

 

Razi’ye göre ise, ‘Habil'in tavrını kendisini savunmadığı değil, öldürme niyetiyle kardeşine saldırıya geçmediği şeklinde anlamak gerekir.’ ((Razi, 1998: IV, 339) Kaynak: Şiddet Sorununa Habilce Bir Yaklaşım Cevdet Said Örneği - Murat Kayacan))

 

Ed-difau'ş-şer'i ya da Def'u's-sail de denilen meşru müdafaa, Hint, Yunan, Roma ve Germen hukuklarında olduğu gibi İslâm hukukunda da meşrû bir haktır. Dahası, kişinin kendisini ölüme teslim etmesi fazilet olarak kabul edilmez. Fazilet, saldırıyı başlatmamaktır. Karşı taraf saldırıyı başlattığı takdirde saldırganı etkisiz hale getirecek kadar nefsi müdafaa etmek bir hak ve ödevdir.

 

Aynı yaklaşımın devamı olarak Cevdet Said, modern dünya ve iktidar kavramlarının, modadan sanata, ticaretten teknolojiye bilgiyi şiddetin nesnesi kılarak hegemonya alanlarını genişletmelerine karşı, ‘barışın, diyalogun, aklın ve ahlakın’ vicdanı olmayı önerir.

 

Daha kuşatıcı bir bakış ve felsefi bir okumayla şiddetin sinsice aileden topluma, eğitimden kültür ve sanat hayatına akışına ve pekişen iktidarına karşı bir rahatsızlığı vardır Cevdet Said’in.

 

5 Mayıs 2017’de Diriliş Postası’nda başladığı ve 28 Nisan 2019’a kadar sürdürdüğü köşe yazılarında ‘şiddet, terör, savaş, silah, birey ve toplum, raşid toplum, düşünme ve düşünce sorunları, özgürlük, kadın, öteki, din ve siyaset, din ve akıl, şura ve istişare, Müslüman halkların birliği’ gibi başlıklar ile farklı konularda fikirlerini paylaşır.

 

Cevdet Said’e göre “Cihad”, insanları öldürmek değil Kur’an’ın anlaşılması ve ilahi mesajın yayılması için mücadele etmektir.

 

Ona göre, sorunlar silahla çözülmez. Suçu başkalarında aramak bizim yöntemimiz değildir. Bireyi ve toplumu, ilim, barış ve ikna ile ıslaha, tefekküre, tarihten ders almaya, kevni ayetlere uymaya çağırmalıyız.

 

Kanaatimizce Cevdet Said şiddet konusundaki hassasiyeti ile iki amacı gözetmiştir. Birincisi, batı dünyasının İslam’ı terörize ederek kendi kara sularından çıkarma planları karşısında tehlikeyi haber vermek, uyarıcı olmak. İkincisi ise modern kültürün taşıyıcı ve üretici matemorfozlarından biri olarak şiddetin farklı renk ve tonlarının zihinleri iğfal eden yıkıcılığı konusunda bilinçleri bilemektir.

 

Cevdet Said ayrıca devam eden Suriye savaşında da net olmadığı hatta bazen flu mesajlarla zihinlerde karışıklık yarattığı eleştirileri de alır. Suriye özelinde yaşanan değerlendirmelerin zaman geçtikçe kaybettiği gerçeklik zemini eleştirilerin adalet ölçüsünü ıskaladığını göstermiştir.    

 

Bazı çevreler Cevdet Said’in Malik Bin Nebi talebesi olduğunu iddia eder. Yazarın eserlerine bakıldığında önemli bir terkip olan ‘şiddeti normalleştirmek’, Malik Bin Nebi kavram haritasında ‘sömürüye müsait olmak’ tespiti ile ‘kitlelerin savaş ve ölüm haberleri karşısındaki duyarsızlıklarını ve umarsızlıklarını’ resmetme paydasında buluşur.

 

Düşünce tarihimizde önemli bir yer tutan ‘hayrın ve şerrin kaynağı’ mevzuunda da oldukça önemli tespitleri vardır Cevdet Said’in. ‘İnsanı dışarıdan kuşatan zulüm yoktur’ sözleri ile akıl-irade-sorumluluk bağlamında kötülüğün kaynağı içimizdeki şeytandır diyerek konunun merkezine insanı yerleştirir. Ve insanın kendi tutum ve davranışlarını yaratmada hür olduğunu söyleyenlerin yanında yer alır.

 

Vekaleten düşünmelerin iktidarında asaleten düşünmelerim mahkum edildiği klasik ve modern zamanların cahiliyesine Cevdet Sait, “Bugün Müslüman dünyanın neresine giderseniz gidiniz orada düşünmekten korkulduğunu göreceksiniz” diyerek düşünme eylemi ile aramızdaki anormal münasebete gerçekçi bir ayna tutar.

 

‘Dünyadaki muhasebe toplumsal, ahiretteki muhasebe ise bireyseldir’ tespiti ile bir yandan değişimin kurallarına dair sosyolojik kaideleri diğer yandan da hesap gününde kimsenin kimseye faydasızlığını vurgular.

 

Çıra yayınlarından çıkan ‘Muttaki Mütefekkir Cevdet Said’ adlı eserde üstadın önemli tespitleri var:

 

‘Duygusal değil, sünnetullaha uygun davranmalıyız.’

 

‘Esasen bütün bir dünyanın temel problemi karşılıklı nefret ve korkudur.’

 

‘Tüm ibadetlerin, varoluşun anlamını kavramada ve enerjileri kontrollü şekilde aynı hedefe yönlendirmede, böylece bireysel ve toplumsal iletişim ağını oluşturmada büyük önemi vardır. Dolayısıyla hiçbir ibadeti bağlamından kopuk, amaçlarından ve işlevlerinden bağımsız ‘tek başına’ bir ritüel olarak görmemek gerekir.

 

Müslümanları yok olmaktan kurtaranın ibadetler olduğuna şüphe yoktur. Lakin akıllı ve reşid bir Müslüman toplum inşa etmek için ibadetler tek başına yeterli değildir. Zira ibadetlerin değeri aç ve susuz kalmada, yorgunluk çekmede, ayakta durmakta ya da seyahat etmekte değildir. Bilakis ibadetlerin son derece büyük olan değeri bu kulluk etkinliklerine atfettiğimiz anlamdan kaynaklanmaktadır. Mesela kıraat ibadeti: Düşünerek ve anlayarak okumakla sadece ölüler için -Kur’an’ı mehcûr (metruk) bırakmak anlamına gelen- ‘hatim okumak’ arasında çok fark vardır. İnsanlar ölüleri cennete girsin diye Kur’an okumaktadır. Oysa bu kitap insanlar hayatlarına onunla nizam versinler diye gelmiştir.

 

Kıraat ibadetine eşlik etmesi gereken anlamı düşünme olmaksızın şekil, organizasyon ve merasimlere gösterilen bu ehemmiyet, Kur’an’ın şu ikazıyla ifade buyurmuş olduğu yanlış bir tutumdur: “Birr; iyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir…” (Bakara 2:177).

 

Umran dergisinin Mayıs 2019 sayısında da ümmetin ilim ve akletme sorunlarına değinen Cevdet Said ‘Ne Vakit Reşit Olacağız’ diye sorar.

 

Raşid halifeler sonrasında yönetimin akıl ve adalet kavramlarından uzaklaşmasından dolayı bir daha hiçbir yönetim için ‘Hulefa-i Raşidin’ denilmemesine ve Emevi, Abbasi, Fatımi ve Osmanlı halifeleri olarak adlandırılmalarına dikkat çeker.

 

Aynı yazıda dünya toplumlarının özellikle de Arap ve İslam topluluklarının şiddete iman eden tasavvurlarından ve müsellematından müştekidir. Şiddetin hala bir referans olmasını ısrarla reddeder.

 

Savaş yönteminin ve ordu kurumunun çirkin kölelik gibi miadını doldurduğunu söyleyen Cevdet Said, silah satın almanın put satın almakla eşdeğer olduğunu söyler.

 

Ancak yukarıda da değinildiği gibi farklı düşünce ve kültür kümelerinin iktidar ve egemenlik adına sadece ve çok yoğun olarak silah, ordu ve şiddet gibi araçlara sarıldıkları ve orantısız güç kullanımı ile kitleleri imha edebildikleri dahası emperyal duyguların kibir ve mustağnilik içre tavan yaptığı ve her türlü diyalogun sadece güçsüz aleyhine formatlanarak güçlüyü daha da azgınlaştırdığı bir zamanda, elbette, ‘korunma tedbirlerinizi alınız’, ‘besili atlar ve silahlar hazırlayınız’ ayetlerinde ifadelerini bulan pratikler gündemleşmek zorunda kalacaktır.  

 

‘İlim ve akıl bizde hala reşit olmamış küçük bir sabi gibi’ diyerek cesurca, bireysel ve toplumsal aklın azgelişmişliğine ve zaaflarına dikkat çeken Cevdet Said ile ilgili sözlerimizi yine ona ait tenkit ve temenni içerikli uyarı ve tavsiye ile bitirelim:

 

‘Ne vakit reşit olacağız?’

 
Etiketler: Ne, Zaman, Reşit, Olacağız?,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Şubat 2026
Orucu Ayağa Düşürmemeli, Oruçla Ayağa Kalkmalı
30 Okunma.
19 Ocak 2026
Gündelik Yaşam ve Kent Yönetimi Üzerine
1321 Okunma.
03 Ocak 2026
Paris’te Bir Pirinççizade: Cahit Sıtkı
1349 Okunma.
03 Aralık 2025
Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara
2029 Okunma.
21 Ekim 2025
Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’
2728 Okunma.
09 Ekim 2025
Batı’da Şehir Tarihçiliği
1924 Okunma.
04 Ağustos 2025
‘Yıkın Efendiler, Yıkın!’ -2-
2821 Okunma.
14 Mayıs 2025
“Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda…”
2061 Okunma.
22 Nisan 2025
'İNSANIN DÖRT ZİNDANI'
6003 Okunma.
16 Mart 2025
ŞEBBİHALAR HER YERDE
1620 Okunma.
09 Mart 2025
'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA'
1758 Okunma.
08 Eylül 2023
Boşuna değildi boş olmayan hiçbir şey!
4015 Okunma.
17 Ağustos 2023
Köprüler ve Çamurlu Sular
3367 Okunma.
13 Temmuz 2023
Biriktirdiklerim-7-
3111 Okunma.
27 Mayıs 2023
Bingöl’ün Referandum Karnesi
3559 Okunma.
07 Mayıs 2023
Bingöl’de Genel Seçimlere Katılım Oranları (1950-2018)
2689 Okunma.
29 Nisan 2023
1920-2018 Yılları Arasında Bingöl’ü Parlamentoda Hangi Partiler Temsil Etti?
2426 Okunma.
24 Nisan 2023
Bingöl Yakın Siyasi Tarihinde Seçmen Davranışları (1939-2018)
3370 Okunma.
11 Nisan 2023
Siyasetin ‘Hayret’ Makamı Var Mıdır?
3016 Okunma.
05 Nisan 2023
Estetiğin Tükenişi Vicdanın Tükenişidir
2463 Okunma.
23 Mart 2023
“Ben de adayım”
2626 Okunma.
18 Şubat 2023
Şiirin Güncesi -11: “Ben Yokum”
3072 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Cansız Bedene Ulaşıldı’ Ne Demek?
2262 Okunma.
18 Şubat 2023
“Ya Bu Defa da Seçilemezsem!”
2440 Okunma.
18 Şubat 2023
Biriktirdiklerim-6
2250 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Konfor Ruhun Bataklığıdır’
2538 Okunma.
08 Kasım 2022
Engerek Soyu
3019 Okunma.
16 Eylül 2022
Masanın Ötesi ve Berisi Ya da Sosyolojimizin Metafiziği
4423 Okunma.
05 Eylül 2022
Tatlı Zehirli Sulara Alışanlar İflah Olmaz Mı?
3084 Okunma.
22 Ağustos 2022
Nazar Değmemiş Kapaksız Kitaplar
3767 Okunma.
02 Ağustos 2022
Libası İdrarlı Adamlar
3676 Okunma.
27 Haziran 2022
“Hayatın Anlamı” Nedir?
4947 Okunma.
21 Haziran 2022
‘Ey kötülük!’
3192 Okunma.
24 Mayıs 2022
Şiirin Güncesi 10: “Sonsuz ve Öbürü”
4074 Okunma.
05 Mayıs 2022
'Sıkıntı yok!'
3764 Okunma.
19 Nisan 2022
Düğümlere Üfüren Mühendisler Zamanı
3868 Okunma.
08 Nisan 2022
Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
3544 Okunma.
20 Mart 2022
Hakikate Tanıklık Nedir?
3538 Okunma.
03 Mart 2022
‘Tüm İnsanlığa Açık ve Ücretsiz Gösteri’
3916 Okunma.
09 Şubat 2022
Bendeki Notlar 10 “Kültür ve Sanat Merkezleri: Sinema, Kırtasiye, Park”
5443 Okunma.
13 Aralık 2021
Frankfurt'ta Bir Haşimi
7983 Okunma.
17 Kasım 2021
Nurettin Topçu’nun Gördüğü ‘Taşralı’
6031 Okunma.
09 Eylül 2021
Harf Eken Kelime Biçer
6974 Okunma.
24 Ağustos 2021
Bir Mütevazi Monologdan Arta Kalan Sualler
4843 Okunma.
24 Haziran 2021
Çekilin aradan, maradan...
6692 Okunma.
15 Haziran 2021
'Biraz da ben konuşayım'
5563 Okunma.
28 Mayıs 2021
‘Apaçık’ Şiir
5713 Okunma.
06 Mayıs 2021
“Şehir’dir adım; kimlik alır, kimlik veririm.”
5960 Okunma.
22 Nisan 2021
Kitaplar Dolusu Susmak...
4880 Okunma.
16 Nisan 2021
Zamanın İdrak Sarkacına Merhaba
4458 Okunma.
23 Mart 2021
Söz Düşerse Ne Kalır Geriye?
5992 Okunma.
18 Ocak 2021
Dayvun, Dayvun, Dayvuno / Day Qırbun Çımun Siyuno
13874 Okunma.
22 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -5-
3890 Okunma.
10 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -4-
4228 Okunma.
04 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -3-
4410 Okunma.
30 Kasım 2020
Parayı Nereye Yatırmalı?
4262 Okunma.
26 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -2-
4507 Okunma.
16 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -1-
4651 Okunma.
Haber Yazılımı