Emrullah KAYA Emperyal Kibir ve Maduro’nun Suçu
Yazı Detayı
03 Ocak 2026 - Cumartesi 16:25 Bu yazı 119 kez okundu
 
Emperyal Kibir ve Maduro’nun Suçu
Emrullah KAYA
 
 

Dünya siyasetinde bazı cümleler vardır ki söylendiği anda gerçeği ele verir. “Amerika’nın Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro’yu alması gerekir” ifadesi de böyledir. Bu bir diplomatik değerlendirme değil, bir tehdit bildirisi; bir hukuk argümanı değil, çıplak güç gösterisidir. Ve bu tehdidin arkasında yatan sebep yalnızca Venezuela iç siyaseti değildir. Asıl mesele çok daha derindedir.

Maduro’nun en büyük “suçlarından” biri, Filistin’de yaşananları açıkça işgal ve katliam olarak adlandırmasıdır.

Bugün Batı dünyasının büyük bir bölümü, İsrail’in Gazze’deki yıkımını ya görmezden geliyor ya da kelimelerle yumuşatıyor. “Orantısız güç”, “çatışma”, “gerilim” gibi ifadelerle binlerce çocuğun öldürülmesi sıradanlaştırılıyor. İşte Maduro, bu suskunluğa teslim olmayan nadir devlet başkanlarından biridir.

Venezuela, yıllardır İsrail ile diplomatik ilişkileri askıya almış, Filistin’i tanımış, Gazze’de yaşananları soykırım olarak nitelendirmiştir. Maduro’nun dili nettir:
Fail bellidir, mağdur bellidir, suç bellidir.

Ve tam da bu netlik, onu Washington’un hedef tahtasına yerleştirmiştir.

Soruyu artık dürüstçe sormak gerekir:
Maduro gerçekten otoriter olduğu için mi hedefte, yoksa Filistin’de tarafını açıkça Filistin halkından yana koyduğu için mi?

ABD’nin “insan hakları” hassasiyeti, nedense Filistinli çocuklara gelince buharlaşıyor. “Uluslararası hukuk” söylemi, İsrail söz konusu olduğunda rafa kaldırılıyor. Böyle bir düzende, İsrail’i açıkça eleştiren, Gazze’de yaşananları savaş suçu olarak tanımlayan bir liderin dokunulmaz kalması zaten beklenemez.

Maduro’nun Venezuela’da yarattığı sorunlar elbette tartışılabilir. Ama şunu açıkça söylemek gerekir:
Washington’un Maduro ile derdi demokrasi değil, itaatsizliktir.
Bu itaatsizliğin bir ayağı petroldür, diğer ayağı ise Filistin’dir.

Latin Amerika tarihi bu gerçeği defalarca gördü. ABD, kendisine biat eden otoriter rejimlerle hiçbir zaman sorun yaşamadı. Sorun, bağımsız konuşanlarla yaşandı. Şili’de Allende, Küba’da Castro, Venezuela’da Chavez ve şimdi Maduro… Hepsinin ortak noktası, Amerikan çizgisinin dışına çıkmalarıdır.

Filistin meselesi ise bu çizginin en kırmızı hattıdır.

Bugün dünya ikiye ayrılmış durumdadır:
Bir yanda katliam karşısında susanlar,
Diğer yanda bedel ödemeyi göze alarak konuşanlar.

Maduro, ikinci taraftadır. Ve bu yüzden yalnızlaştırılmaktadır.

ABD’nin Venezuela’ya uyguladığı ağır yaptırımlar, yalnızca ekonomik bir araç değildir; siyasi bir cezalandırma mekanizmasıdır. Ülkenin ticareti boğulmuş, bankacılık sistemi felç edilmiş, halk yoksulluğa itilmiştir. Sonra da bu yoksulluğun sorumlusu olarak Maduro gösterilmiştir. Bu, klasik bir emperyal yöntemdir:
Önce krizi yarat, sonra krizden sorumlu ilan et.

Ve şimdi gelinen noktada, bir ülkenin cumhurbaşkanını “almak”tan söz ediliyor.

Bu ifade, uluslararası hukukun inkârıdır. Bir devletin başka bir devletin liderini zorla götürmesi, açıkça egemenlik ihlali ve modern sömürgeciliğin itirafıdır. Eğer bu anlayış kabul edilirse, yarın hiçbir ülkenin lideri güvende değildir. Güçlü olan, zayıf olanın kaderini tayin eder hale gelir.

Maduro gider ya da kalır; bu Venezuela halkının meselesidir. Ama Washington’un karar vereceği bir konu değildir. Filistin için konuşmanın bedeli, bir liderin “alınacak hedef” haline gelmesi olmamalıdır.

Bugün Maduro’ya yönelen tehdit, aslında Filistin’i savunan herkese verilmiş bir mesajdır:
“Susmazsanız, sıra size de gelir.”

Ama tarih şunu gösterir:
Susarak kazanılan hiçbir adalet yoktur.
Ve Filistin için konuşanlar, yalnız kalabilir ama haksız değildir.

Bu yüzden mesele Maduro meselesi değildir.
Bu, Filistin’in sesi susturulabilir mi sorusudur.
Bu, emperyalizmin sınırı var mı sorusudur.
Bu, hukukun mu yoksa gücün mü hüküm süreceği sorusudur.

Ve cevap şudur:
Bir cumhurbaşkanını “almak” isteyenler değil, buna sessiz kalanlar kaybedecektir.

 
Etiketler: Emperyal, Kibir, ve, Maduro’nun, Suçu,
Yorumlar
Haber Yazılımı